her şey parça parça bir yerlerde takılıp kalıyor. çok büyük miktarlarda yığıntılardan bahsediyoruz. bazı kutularda, bazı anılarda, şehrin bazı köşelerinde sıkışıp kalmış yığıntılar..tanınmaz hale gelmişler, tozla kaplanmışlar, üstlerinde başka başka cisimlerin eksik parçaları yığılmış durumda. kimisi üstümüze yapışmış farkında değiliz, kimisini toprağa gömüp yola devam etmişiz. çok sayıda dijital veri kimi harici disklerde, cdlerde, bozuk laptoplarda, kapatılmış e-mail ve dropbox hesaplarında unutulmuş, kaybolmuş...arkamıza bakmadan ilerliyoruz. kesinlikle bir yere vardığımız yok ama değişiyoruz. hangi sene kimi sevdiğimizi bile kestiremiyoruz artık. yüzler kayboluyor. insanlar kayboluyor. varolan tek şey E-5. E-5 sabit ve akıyor. çok çocuk öldü ve bizim kanımız bile akmadı. ama E-5 akıyor. eski zamanlarda bu tür şeylere takılmak bir erdemdi. sorunsallar oluşturup içinde akmak, tefekkür etmek ama sonuca asla ulaşamamak. bugün ise anlam artık soyu tükenmiş bir canlı. disk şeklindeki save ikonu gibi. anlam. öyle birşey var ama simgesel düzende ve boş bir gösteren.. ege sularında yüzen çocuk cesetleri gibiyiz. nerdesin dostum?

bukowski sadece bir ayyaş değildi. aynı zamanda kumarbazdı ve yüreğindeki sıkıntıyı fahişelerle dindiriyordu. ö. bana "birşeylerin ucundan tut" dediğinde savunmaya geçiyordum ilk olarak: tez ve dersler... kimsenin sikinde olmayan bir tez ve herkesin bir an önce bitmesi için dua ettiği derslerin koskoca hayatta ne anlamı olabilirdi ki.. sıkıntı şurda ki değer vermiyorsan bırakman gerekir ve bırakmıyorsan değer vermen gerekir. ikisini de yapmıyorum. değer vereceğim şeyleri aramaya başlamalı ve bulunca vermediklerimden teker teker kurtulmalıyım.

 bize kimse sevmeyi öğretmedi.

Hiç yorum yok: