kadınlar gününden iki gün evvel

ali artun de chirico'nun nietzscheci temellerinden bahsederken perspektifin önemine değindi:"hafızadan doğmayan sanat perspektiften yoksundur". rönesansın "keşfettiği" perspektif mimetik bir görsel aktarım aracı değildi. öznenin dünyayı karşısına alarak nesneleştirdiği yeni bir dünya görüşünün aktarımıydı. ancak bu özne-nesne dikotomisinde hafızanın yeri neydi? nietzsche'nin perspektivizmi basit bir görecelik kuramı değil şüphesiz. hakikatlerin çokluğuna işaret etse de basitçe "bana göre böyle" demeyi haklı çıkartacak bir argüman olduğunu sanmıyorum. de chirico'nun çok kaçışlı perspektif mekanları nasıl bir metafizik evren kurabiliyor ki?

şarap eşliğinde izlenen korku filminde yetimhanedeki çocuklardan birisi deforme olarak doğmuştu. diğerleri onu dışlamış ve hapis hayatı yaşamasına sebep olmuşlardı. deforme çocuğun annesi de çocukları yakmış ve küllerini çuvallara doldurup saklamıştı. çuvalların içinde yanmamış kemik parçaları vardı. 

kimse diyarbakır'da yakılacak olursa kimliği anlaşılsın diye bakır telle ismini yazan çocuktan bahsetmedi. 

bodrumda uzuvları parçalanmış ve kömür derecesinde yanmış bedenler akılların dışına taşınmadı. adli tıp bedenin bir kısmını bir şehre, sol ayak bileğini başka bir şehre göndermişti. bu vahşet ve katliama sessiz kalışın sebebi yakılan bedenlerin sivil olmama ihtimali miydi? sivil-gerilla-terörist ayrımı nasıl yapılıyordu? bodrumda yurtsever devrimcilerin ya da genç teröristlerin olduğuna şüphe yok. peki evinin önünde öldürülen anneler, keskin nişancıların vurduğu yaşlılar bebekler, dondurucuda bekletilen çocuklar, sokakta çürüyen kadınlar? suruçta ve ankarada parçalanan o kadar çok beden gördük ki...canlı yayında faili meçhul cinayetler izliyoruz.

basın uzun süredir sansürlü ve giderek şiddeti artıyor. yapılan propagandaya karşı koyacak araçları bulamıyoruz. iç savaşı önlemek için mi sessiz herkes? zihinler yorulduğu için mi?

tezi yazabileceğim iki gün vardı ikisini de boşa harcadım. bir yandan hapse girecek miyiz diye düşünüyorum, bir yandan proje dersini, bir yandan sağlık durumumu, bir yandan Luigi Piccinato'nun Roma planlarındaki rolünü...perspektife yerleşemiyorum. perspektif oluşturamıyorum. tam oluşturacakken bir gülme geliyor..gülme falan gelmiyor tam oluşturacakken bir bakıyorum yalnızım. öteki türlü kurayım diyorum yine yalnız kalıyorum. perspektif kurduk gel diyorlar bu sefer ben yerleşemiyorum. sonra bodrum katında tek kaçışlı perspektif anlatıldığını görüyorum. bu çizgiyi buradan buraya çekiyosun, bunu da buraya, şunu da şuraya...işte şimdi gerçekliğin soluk ve soyut bir kopyasına kavuştun hayırlara vesile olsun

Koolhaas'ın bigness sıçmığının aureli tarafından ungers yönünde rehabilite edilmesine odaklanamıyorum. eksik gedik bir yazıyı ingilizceye çeviricek gücüm yok..en fazla sucuklu kuru fasulye yapabiliyorum ki bana göre gayet iyi. yarınki projeyi atlatalım da bir bakalım...

Hiç yorum yok: